4 Ağustos 2010 Çarşamba

Fener yank boyza neden elendi?

Evet, tüm fenerli ve fenerli olmayan kardeşlerimin kafasında bu soru var değil mi? Bi kısmınız kötü futboldan diyor, hayır efendim ilgisi yok. Bi kısmınız diyor ki "şanssızdık abi, 10 kişi kaldık 2 maçta da", e kalmasaydın arkadaşım, ayrıca elenmemizin sebebi o da değil. Evet, şimdi açıklıyoum sebebi:

Bunun tek müsebbibi Onur Umut Üner'dir efendim (kendisini tanıyan tanır).

Maçtan 4 gün evvel taksimde bir içki ayinimiz sırasında bu gamlı baykuş dedi ki: "Olum bak belli olmaz, adamlar sıkılar, sakata gelebilirsiniz". Ben de dedim ki: "Bisktrp gider misin" dedim, "saraçoğlundayız" dedim, "alo" dedim ama o ısrar etti bu fikrinde. Ben de açıkçası çok üzerinde durmadım olayın. Ta ki bu geceye kadar.

İşten gelip duşumu aldım, güzel yemeğimi falan yedim, geçirdim formayı sırtıma gittim maça. Ama böylesine güzel başlayan gecem çok afedersiniz ..rak gibi bitti maalesef. Demin de stattan çıkıp eve doğru yürürken o taksimdeki talihsiz diyaloğu hatırladım ve ürperdim. Ne kadar da ısrarcıydı onur efendi, adeta biliyordu olacakları.

Oysa ki normalde napar insan? Sırf kankasını üzmemek için söylemez bunları di mi, dilinin ucuna gelse bile. "Evet orticim" der, "fener gencoğlanları skertr tabii ki" der. Bi de şöyle bi sırtını sıvazlar arkadaşının ki iyice bi inandırsın dediklerine arkadaşını.

Ama Onur bey ise bunların hiçbirini yapmadı ve maalesef elendik. Şimdi bir avuç kınamı hazırladım, haftasonu kendisini ziyarete gidip bizzat ben yakıcam. Adisin lan köfte, geliyorum bekle beni!

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Halil abi sen bizim herşeyimizsin

Normalde bu blogda video paylaşan bir kişi değilim bildiğiniz üzere ama bugün bir istisna söz konusu. Bugün Halil abiyle tanıştırıcam sizi, Beyoğlu'nun bir köşesinde rakısıyla başbaşa takılan Halil abiyle.

Orada burada "yayınlanmayan yeni rakı reklamı" diye geçiyo ama bir reklamın televizyonlarda yayınlanmaması pek bir şey ifade etmiyo günümüzde zaten. internette yayınlandıysa büyük ihtimalle televizyonda ulaşabileceğinden çok daha fazla insana ulaşmış demektir bu reklam. Yani demem o ki bu reklamı izlediyseniz benimle "çok büyük bi olay yaptın, aferin" diye dalga geçmeyin istiyorum. Tüm bu cümleler bunun çabası.

Neyse lafı çok fazla uzatmadan reklama geçelim, ben susayım,siz Halil abinin hikayesini dinleyin. öpt muck kib bye.


30 Temmuz 2010 Cuma

İşte Gidiyorum

Bugün akşam 7 otobüsüynen İstanbul’a Emrah’la bu blog meselesini konuşmaya gidiyorum! Karşısına geçip “Buna bir çözüm bulmamız gerek artık!” diycem. Muhtemelen soracak “Neye çözüm bulucaz oğlum?” diye. Buna güzel bi cevap bulmam gerek işte. Yolda düşünücem.. Hiç bişey bulamassam İstanbul’u gezeriz fena mı?

Arkadaş ne zormuş iki günlüğüne başka şehre gitmek ya. Hayır uzun süreli gidiyo olsan gözünü karartır gidersin ama 2 gün falan olunca insan bi panik yaşıyo. Hafta başından beri bileti napıcam, ödevler projeler var onlar nolcak, işten yarım saat erken çıkmam lazım nasıl izin alıcam, kaç tshirt götürsem malum havalar sıcak lazım olur mu, yolda ne giysem, dönerken hangi firmayla dönsem, kaçta dönsem, dönsem mi, kalsam mı, istifa mı etsem, ya döndüğümde dünya eskisi gibi olmassa, uzaylılar dünyamızı istila ederde ya ben eblek eblek boğaza bakarken arkam dönük olduğu için tüm aksiyonu kaçırırsam gibi manalı manasız sorular sordum kendime. Eziyet oldu yeminle İstanbula’a gitmek bana. Ama sorun yok. Uzaylı meselesi hariç tüm sorunlarımı hallettim kafamda. Uzaylı meselesini de dikiz aynası teknolojisiyle çözmeyi düşünüyorum.

Sıra geldi İstanbulu gezemeye. En son 2 yıl önce gitmiştim İstanbul’a 5 gün kalmıştım. Ankara’ya döndüğümde 3 gün çıkmadım evden. Dışarı çıkınca denizi göremeyeceğimi bildiğim için gerek duymadım dışarıya çıkmaya. Bi yavan geldi Ankara. Üvey evlat gibi oldu. Bu sefer de öyle olacak ama olsun gitmek, gezmek lazım İstanbul’da. Emrahımı da özledim zira. Zaten yemişim İstanbulu maksat Emrahımla olmak. O yüzden gidiyorum bu akşam. Keyfim yerinde, içim rahat. Gidiyorum...


İşte gidiyorum
Birşey demeden
Arkamı dönmeden
Şikayet etmeden
Hiçbirşey almadan
Birşey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır herbir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum

Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum

27 Temmuz 2010 Salı

Allah Kimseyi Şaşırtmasın Yarabbim.. Amin..

Geçenlerde daha önceden telefonuma kaydetmiş olduğum yerimlerine bakarken bir blog nazarı dikkatimi celbetti: bazibiseyler.blogspot.com (boşuna tıklamayın zira aynı sayfa açılıyo zaten). Bir gireyim bakayım acaba bizim Emoyla Berko bişey yazmışlar mı dedim. Demez olaydım.. Hadi dedim girmez olaydım.. Hadi girdim görmez olaydım..

Evet efendim Emrah Beyler bağımsızlığını ilan etmiş, blogu şahsi blogu yapmış. Ama dememiş ki "Aydın bu duruma sessiz kalmaz, yapmayayım, etmeyeyim. Hakkını arar o çocuk" dememiş. Ben bunun altında kalmam arkadaş. Bundan sonra haftada en az 3 yazıyla (baştan bol keseden atıyım da sonra zamanım olmadı olmmmmm yazamadım derim nasılsa) karşınızdayım.

Bu yazı ön giriş ve uyarı niteliğinde bir yazıdır.. bazibiseyler.blogspot.com (bu sefer tıklayabilirsiniz bak. şaşıracaksınız!) bomba gibi geliyor di mi Emrahım? Di de olm pislik yapma...

23 Temmuz 2010 Cuma

Kavgam (Web hakkında bir özeleştiri)

Web tasarım tartışmalarının gırla gittiği forumlara ne zaman girsem çok üzülüyorum ben biliyo musunuz? Öyle antin kuntin, acaip acaip şeyler hakkında tartışıyolar ya hani deli gibi, işte ben o anda kahroluyorum adeta! Çünkü onlar kadar, hatta onların beşyüzmilyonda biri kadar bile bilmiyorum o dedikleri şeyleri.

Hatırlıyorum ortaokuldayken abdullah diye bilgisayar sapığı bi arkadaşım vardı. Adam ayda bir bilgisayarını bilerek bozar, sonra tekrar format atardı falan yani o derece. Dikkat ederseniz "bilgisayarı bozar" şeklinde bi ibare kullandım, halbuki eminim aponun yaptığı şey bilgisayarı bozmak değildir, kesin başka bi adı vardır onun bilgisayar sapıkları camiasında ama ben bilmiyorum ona ne dendiğini. Neyse işte ben de ne zaman bilgisayarım hakuttet (şu an uydurdum bunu, bozulmak terimi yerine) olsa hemen telefona sarılır apoyu arardım "yetiş yiğidim" diye. Hiç kendim kurcalamazdım iyice hakuttet olur falan diye. Sonra apo gelir bişeyleri söker takar, bi skim bişeyler yükler düzeltirdi, ben de içimden "vay haminoyum nepçim biliyo herif be" diye iç geçirirdim.

Velhasılı kelam böyle böyle, ellemeye ellemeye iyice odun gibi bi insan oldum bu mevzularda maalesef. Şimdi bakmayın bu blogda yapıyorum bişeyler, kayan yazı bilmem ne ama bunlar zaten hazır kodlar olum, ordan kopyala buraya yapıştır, tırt yani, kandırmaca hep.

Bazen diyorum gideyim bi kursa javadır mavadır anasını ağlatayım, sonra para bile kazanılır bu işten diye gaza geliyorum ama 2 saniye sonra dizginliyorum kendimi, "bozulur olum" diyorum, "elleme bırak" diyorum, vazgeçiyorum.

Bi de benden de az bilen (yani bilmeyen) birini bulunca da acaip övüyorum yaptığım şeyleri. Mesela demin hiç utanmadan Uğurum'a bu kayan yazı muhabbetini falan benim yaptığımı biraz böbürlenerek anlattım, sonra böbürlendiğimi farkedip sustum, pis gibi hissettim kendimi.

Şu an bu satırları yazarken yine acaip gaza gelmiş vaziyetteyim ama senin okuduğun esnada eminim yine vazgeçmiş, yine bilgisayarla ilişkisi yutupta bi video bulup ağzını ayıra ayıra gülmek veya fifada gol atıp evde coşmak olan bi insan olacağım aha da buraya yazıyorum, yazdım.

Sinir yaptım şu an!

Vay arkadaş!

Bekledim, bekledim de bekledim ama yok yok yok...Bu blogu benim dışımda önemseyen, çok afedersiniz pipisine takan yok, ben bunu anladım.

Bakıyorum şimdi geçmiş yazıları nedir diye; berkhan efendi demiş boot mgr de bilmem bişeyler, aydın'a bakıyorum hakeza öyle, girizgah modunda heyecanlandıran, ümitlendiren bir yazı ama gerisi tırt!

Ben de bundan sonra buradan açıklıyorum ki bu blog benimdir! El koyuyorum lan bloga! İşte o kadar!